Kabahatlilik Duygusu

Bazen de galibiyetli ve doyurucu bir cinsel hayatın önüne dikilen mani, fazla bir çekingenliktir. Cinsel mevzularda rahat olmayan fazla sıkılgan bireyler coşkularını hakimiyet altında yakaladıkları için reel doyuma da erişemezler. Eşlerden ikisinin de büyük bir kasvetle sabahı bekledikleri, zafersiz gerdek geceleri, cinselliğin baskı altında yakalandığı tam cemiyetlerde çok sık tesadüfülen bir vaziyettir. Çoğu zaman bu cinsel işlevsizliğin orijininde bu kabahatlilik duygusu uyur. Kadın ya da erkek, gerek hayali, gerekse reel tam cinsel eylemlerinde derin bir kabahatlilik kompleksinin tesiri altındadırlar ve bu surattan, orgazma erişseler dahi reel bir ruhsal ve vücutsal bir doyumdan uzak kalmaktadırlar. Bunun sebepleri bireyin çocukluk deneylerinde aranmalıdır. Bazı çocuklar, hiç bir vücutsal temasın hoşgörülmediği bir atmosfer içinde yetiştirilmiştir. Anneler ya da babalar, kendi iç yasak ve şartlanmalarından dolayı, çocuklarını yeteri kadar hoşlanıp okşamaktan kaçınmışlardır; bu da çocukta fiziksel temasa karşı bir korkaklık yaratmıştır. Bu cins anne ve babalar, çoğu zaman, çocuğun cinsel uzvuyla oynamasına da izin vermemişler, onu mastürbasyon yaparken tuttuklarında hakaret etmişler, cezalandırmışlardır. Bunun, çocukta cinsellikle “günah” görüşünün birleşmesine yol açması kaçınılmazdır.
Kabahatlilik duygusu şuurlu bir duygu da olabilir, şuursuz de. İnsanların ehemmiyetli bir kısmında şuurlu bir günah fikri değilse dahi, flu ve bireyin, kendisinin farkında olmadığı bir utanç duygusu cinsel hayatı tesiri altında meblağ. Günümüzde dahi çocuklara cinsel uzuv ve duygularının birer kabahat unsuru olduğu fikri yerleştirilmektedir. Bu şuurlu olarak öğretilmese dahi, aileler ve yakın etraflar günlük tavırlarıyla bu duyguyu çocuğa aşılamaktadır. Cinsel bölgeler örtülmekte, cinsel mevzular sessizlikle geçiştirilmektedir. Nitekim, soğukluk ve iktidarsızlık gibi meselelerin, cinsel mevzularda rahat, bol cinsel çağrışımlı konuşmalardan çekinmeyen ve yemek yeme, oturma ve uyuma eylemlerini tek bir oda içinde yürüten köy cemiyetlerinden çok, cinsel bakımdan kapalı ve cinsel eylemin herkesin gözünden uzak ayrı “yatak odalarında” sürdürüldüğü şehir topluluklarında daha sık görüldüğü öğrenilmektedir. Bu cins cemiyetsel sebeplerin yanısıra, cinsel uzuvlarla dışkı uzuvları arasındaki yakınlık da cinsellik ile lekelilik arasında eforlu bir bağın kurulmasına dayanak etmektedir. Böylece bir yandan kabahatlilik, lekelilik ve cinsellik, öteki yandan “namusluluk”, paklik ve hatta cinsiyetsizlik, cinsel doğrultudan baskı altındaki bireyin zekâsında birbirine karşıt ilkeler olarak ortaya çıkmaktadır.
Kabahatlilik duygusu, bireyi, oral veya anal seks gibi cinselliğin yalnızca belli şekil ve istikametlerinden uzak yakalayabileceği gibi, genel bir soğukluk, gönülsüzlük veya iktidarsızlık da yaratabilir. Kimi zaman da, kabahatlilik ve lekelilik düşüncelerinin arasından geçerek cinsel hazza erişmeyi muvaffak olabilmiş bireylerde azıcık değişik bir takıntı belirir: hayatlarında cinsellikle “makûsluğun” özdeştirilmesini yaşamış böyle bireyler, yalnızca “günahkar bir atmosferde” seks yapmaktan sever olurlar. Ancak sızılı, sancılı veya yasak bir ilişki kendilerine zevk verebilir. Bununla beraber, bireyin eşiyle mutlu olmasının böyle bir ilişkiye bağlı olduğu ve iki taraf da onayladığı sürece, çocuklarla cinsel ilişki gibi cemiyetçe kabahat sayılan tutumları kapsamaması şartıyla böyle bir ilişkiyi bir cinsel sapma saymak yanlış olur.